KeLBaYKuŞ Forum

Geri git   KeLBaYKuŞ Forum > Eğitim > Dersler > Coğrafya


Coğrafya - Coğrafya hakkında konular ve yorumları


Cevapla
 
Seçenekler
  #1 (permalink)  
Alt 04.03.10, 02:30
mutfak - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Moderatör
 
Kaydolma: 10.09.09
Kadın
Mesajlar: 1.226
Teşekkürler: 50
Üyeye 387 kez teşekkür edildi
Standart Ağrı - İshakpaşa Sarayı

İshakpaşa Sarayı Geometrik Süslemeler

Geometrik motifler, tarih öncesi çağlardan beri bütün insanlığın estetik yaşantısı boyunca mimari yapılar ve çeşitli günlük eşyalar üzerinde zikzak, üçgen, dikdörtgen, dalga ve spiral motifleri vb. şekillerde karşımıza çıkmaktadır.

Eski çağlardan beri kullanıla gelen dekoratif amaçlı bu geometrik formlara sahip kıvrık ve düz çizgiler çokgen, yıldız gibi formlar çeşitli şekillerde bir araya getirilerek birbirinden farklı bir çok kompozisyonlar oluşturabilmektedir. Ayrıca daire, üçgen ve farklı şekilde geometrik formların bölünmesi, birbiri içerisine girip birbirini tamamlaması suretiyle de ortaya çıkan farklı geometrik motifler bu çeşitliliği artırmaktadır.

Mimaride süsleme unsuru olarak karşımıza çıkan geometrik motiflerin, bölge farklılıkları ve buna bağlı olarak farklı malzemelerde uygulama alanı bulabilmiş olması o bölgede kullanılan malzemeyle direk bağlantılı olarak, değişik üslupların ortaya çıkmasına neden olmuş, bununla ilintili olarak da bölgelere özgü bir takım formların ortaya çıktığı görülür.

İshak Paşa Sarayında dekoratif unsur olarak kullanılan geometrik motiflerin farklı dönem özelliği göstermekle birlikte en sade şekillerden, karmaşık şekillere kadar yapının farklı yerlerinde uygulama alanı bulduğu dikkat çekmektedir. Ayrıca bu süslemeler, Ağrı civarından getirilen en kompleks şekilleri dahi yontmaya imkan veren sarı renkli yumuşak taş üzerine uygulanarak, yapıda farklı dönemlere ait motiflerin bir arada görülmesi sağlanmıştır.
Sarayda yer alan bu geometrik motifler, Selçuklu yapılarında görülen birbiri içine geçmiş çok kollu yıldız ve değişik geometrik formlardan oluşan motiflerden farklı olarak, hiç kesilmeden sürekli birbirinin alt ve üstünden geçen örgü şeritleri (geçme) şeklinde yapıda kullanıldığı dikkat çeker.

Geçme Motifleri
Çok eski tarihlerden beri kullanıla gelen bu geçme motiflerine M. Ö. 400 ve 300 yılları öncesinde rastlandığı gibi Hititlerde, eski Şarkta ve antik çağda da oldukça sık rastlanmaktadır
Yapılarda dekoratif amaçlı kullanım alanı bulabilmiş fazla girift olmayan bu geçmeler, iki veya daha fazla şeridin değişik şekillerde örülmesiyle en basit şekillerden biraz daha ağırlaştırılmış formlara kadar değişik türlerine rastlanmaktadır. Ayrıca bir motifin geçme olarak değerlendirilebilmesi için motifin sürekli olarak birbirinin alt ve üstünden geçer şekilde hiç bölünmeden, aynı tarzda devam ediyor olması da gerekmektedir.

Sütun kaidelerinde dekoratif amaçlı kullanılan bu geçme motiflerinin farklı bir örneği de selamlık girişinin iki köşe sütuncesinin oturduğu kaide kısmında yer almaktadır. Sarı renkli, biçimlendirmeye elverişli yumuşak taşa uygulanmış olan bu köşe sütuncelerin kaidelerinin alt ve üst kısımları dilimli olarak hareketlendirilmiş arasında da dört şeritli geçme halinde hasır örgüsü motifine yer verilmiştir. Benzer şekilde ele alınmış diğer bir örnekte de, selamlık girişini çevreleyen kalın silmenin oturduğu kaide de görülür. Kaidenin alt kısmı kuzey doğu Anadolu yapılarında sıklıkla karşımıza çıkan hasır örgüsü şeklinde ele alınarak hareketlilik kazandırılmıştır. Bu kısmın üzerinde yer alan bölüm ise istiridye yivi şeklinde işlenmiş ve uçları perde saçakları gibi dilimlenerek, kaide kısmına zarif bir görünüm kazandırılmıştır.
Bunların dışında yapıda,mihrap nişini iki yandan kavrayan köşe payelerinin oturduğu kaide de, selamlık girişinde iki köşe sütunesinin oturduğu kaidede de bulunan geçme motiflerine rastlanmaktadır. Yalnız buradaki kaidenin alt kısmı silmelerle kademelenmiş bir şekilde yükselmekte, daha sonra hafif şişkin çokgen yüzeyli bir form olarak devam etmektedir. Bu kısmın üzerinde de hasır örgüsü şeklinde plastik bir süslemeye sahip bilezik kısmı bulunmaktadır.

Yine cami kıble duvarı üzerinde yer alan pencerelerin etrafını çevreleyen silmenin oturduğu kaide üzerinde de geometrik geçme motiflerine rastlanmaktadır. Diğer sütun kaidelerinin farklı bir şekilde, yüksek plastik değere sahip ve daha süslemeli olarak ele alınmış olan bu kaidenin alt kısmı, dikey kırık hatlı kalın çizgilerin birbirini kesmesinden oluşan bir örgü motifi ile hareketlendirilmiştir. Bu kısmın üzerinde de Selçuklu örtü motifini hatırlatır şekilde üsluplaşmış üç şeritli örgü motifi yer almakta, bunun üst kısmı da dikey baklava motiflerinin oluşturduğu geometrik bir motif ile sonlanmaktadır.

Sürekli Olan Geometrik Kompozisyonlar
Daha çok bordür düzeni olarak karşılaştığımız, sonsuza giden bu kompozisyonlar, iki uçtan sınırlanmadığı sürece sonsuza kadar giden bir özelliğe sahiptir.

İshak Paşa Sarayında görülen geometrik bezemeler bitkisel süslemeler de gördüğümüz süreklilik arz eden kompozisyonlar şeklinde, yapıda yaygın olarak kullanım alanı bulmuştur. Daha çok pencere kenarlarında, bordür düzenlemesi olarak yapıda kullanım alanı bulabilmiş olan bu motiflerin en güzel örneklerinden bir kısmını Harem bölümünün en gösterişli yeri olan Muayede salonunda pencere etrafını çevreleyerek, salona estetik bir görünüm kazandıran geometrik karakterli motifler olarak görülür.

Salonda dekoratif amaçlı kullanılan bu süslemelerden birisi de yüksek kabartma olarak ele alınarak birbirinin tekrarı şeklinde süreklilik gösteren motiftir. Burada dört kollu dairesel formların köşeli iç kısımlarının iç içe geçmesiyle, sekiz kollu yıldız motiflerinin oluşumu sağlanmış ve bunların uçlarında baklava motifi şeklinde birleşmesi suretiyle bir kuşak halinde duvar yüzeyinde dolaşan geometrik motifin sürekliliği sağlanmıştır. Bordür düzenlemesi olarak karşımıza çıkan diğer süslemede pencere etrafında bir kuşak halinde görülür. Ana konturlarının altı genlerden oluştuğu bu kuşakta iç kısmının kare ve zikzaklarının birbirinin içlerine alternatif olarak yerleştirildiği bir düzenleme mevcuttur.

Bu süslemeler dışında yapıda, selamlık kısmının II. Avluya bakan cephesinde de bir takım geometrik motiflere yer verildiği dikkat çeker. Bu süsleme kuşağı daha çok İspanya, Endülüs, Emevi sanatında gördüğümüz, uçları üç dilimli kemerler tarzında, yonca yaprağını da hatırlatır şekilde hareketlendirilerek, küçük nişçikler şeklinde pencere etrafını çevrelemektedir. Bu bezemenin aynı zamanda kûfi yazıyı hatırlattığı da belirtilebilir.

Yapının farklı yerlerinde farklı tarzda ele alınmış olan bu sürekli kompozisyonların bir farklı örneği de cami kornişinin alt kısmında rastlanmaktadır. İç içe geçmiş baklava şeklinde karelerden oluşan bir bordür düzenlemesi şeklinde olan bu motifin, diğer örgü şeritlerinden farklı yanı, iç kısımda oluşturulan karelerinin ortalarının yuvarlak küçük kabartmalarla hareketlendirilmiş olmasıdır. Bu tarzda ele alınan motifin benzer örnekleriyle de, Türk-İslam sanatı yapılarında karşılaşmaktayız.

Kapalı Geometrik Kompozisyonlar
Sarayda karşımıza çıkan kapalı kompozisyonlar, birbirinin devamı şeklinde olan sonsuz kompozisyonlardan farklı olarak, hiçbir kesintiye uğramadan, aynı bütünün parçaları halinde kendi yapılarını kendi içinde tamamlamaktadır.

Bu tarzda kapalı kompozisyon özelliği gösteren bitkisel süslemelere, geometrik formlara sahip motiflere İshak Paşa Sarayında fazla rastlanmamaktadır. Yalnızca kapalı formlara sahip geometrik süsleme örneklerine selamlık kısmının güney cepheye bakan pencere alınlıklarında dört kez tekrarlanmak suretiyle rastlamaktayız. Türk sanatında görmeye pek alışmadığımız bu geometrik örnekte, iç içe geçmiş iki yürek motifi dikkat çekmektedir. Motifin orta kısmında da bir alttan bir üstten geçmek suretiyle oluşturulmuş uç kısımları sivri kemer şeklinde sallanan bir motif bulunmaktadır. Ayrıca bu geometrik motifin içerisi, dıştaki forma uygun şekilde formlara sahip motiflerle dolgulaşmıştır.

Panolar Şeklinde Düzenlenmiş Geometrik Kompozisyonlar
Etrafı silmeli bir çerçeveyle sınırlanmış bezeli yada düz yüzeyler pano olarak değerlendirilmektedir. Cami minaresinin şerefe korkuluklarında yer alan bölümler için pano ifadesi kullanılabilir.

İshak Paşa Sarayında cami kıble duvarında, selamlık kapısı üzerinde ve türbenin alt yan yüzeylerinde genellikle bitkisel süslemelerin görüldüğü, duvar üzerinde uygulama alanı bulan bu panolar, minarenin şerefe korkuluklarında yer alan geometrik motiflere sahip panolarda farklı bir özellik göstermektedir. Düz bir duvar yüzeyi söz konusu olmaksızın, duvardan bağımsız farklı bir şekilde ele alınmış dekoratif amaçlı bu panolar, arka planda bir fon söz konusu olmaksızın işlenmiştir.

Birbirinden farklı şekillerde ancak panoların ele alınış şekli birbiriyle aynı olmak üzere, minarenin şerefe korkuluklarındaki bu panolar, alternatif şekilde yerleştirilerek, üç farklı tarzda işlenmiştir. Bu panolardan biri sonsuzluk prensibine göre diyanogal olarak sıralanmış, ajurlu geometrik panodur. Bir başka geometrik panoda, batılılaşma etkisiyle uçların nerede başlayıp nerede bittiği belli olmayan geometrik örgü motifidir. Diğer bir panoda yine aynı şekilde batılılaşma dönemi etkisi görülen ve birbirinin alt ve üstünden geçerek oluşturulan geometrik örgü motifi şeklinde işlenmiştir.


İshak Paşa Sarayı Plan ve Mimarisi

Osmanlı döneminde, merkezde yapılan saraylar kadar gösterişli ve onlarla yarışır durumda olan İshak Paşa Sarayının katalogda da incelendiği gibi süsleme açısından benzer örneklerine rastlanmamakla birlikte, plan açısından Edirne ve Topkapı Sarayı ile benzerlik gösterdiği dikkat çeker.

Uzun bir zaman süreci içerisinde tamamlanan bu sarayın yapımının, uzun sürmesiyle bağlantılı olarak bir çok farklı dönem özelliklerini de bünyesinde barındırmaktadır. Edirne ve Topkapı Sarayıyla benzerlik gösteren İshak Paşa Sarayının, üç tarafının oldukça yüksek duvarlarla çevrili olması ve doğu cephesi dışında saraya girişi sağlayan uygun bir alana yer verilmemesi bakımından da İstanbul’daki İbrahim Paşa Sarayı ile benzerlik gösterir.

Kaleye benzer özellikleri ve güzel manzaraya açık olması da Topkapı Sarayıyla benzerliğinin söz konusu olduğu İshak Paşa Sarayı, yerel hanedanın oturduğu bir yer olmasının yanı sıra, İmparatorluğun yönetiminin bulunduğu yer olan Topkapı Sarayıyla; iki avlu ve bu avluların etrafını “U” harfi şeklinde çevreleyen birimler, bu birimlerin işlevi ve saray halkının yaşadığı özel bölüm, harem kısmıyla aynı düzenekte ve aynı amaçla yapılmış olması ile de dikkat çeker.
İshak Paşa Sarayı 700 bin metre karelik geniş bir alan üzerinde kurulan Topkapı Sarayından, doğu-batı doğrultusunda 7600 metre karelik daha küçük bir alan üzerine inşa edilmiş özelliği ile Topkapı ve Edirne Sarayının plan ve birimlerin düzenlenmesi açısından, küçük bir örnek olarak karşımıza çıkmaktadır. Ayrıca Edirne ve Topkapı Sarayındaki giriş avlusuyla aynı işleve sahip olan İshak Paşa Sarayının kapılarıyla benzeşmektedir. Bir Osmanlı Sarayında olması gereken bütün birimlere sahip olan İshak Paşa’nın I. Avlusunda çeşme, muhafız koğuşları, nöbetçi odası, at, araba koyma yerleri, zindan ve misafirlerin kalacağı yerlerden oluşan birimlere sahip olmasıyla, Edirne ve Topkapı Sarayının I. Avlusundaki birimleriyle benzerlik göstermektedir.

Geleneksel Türk Sarayları planına uygun olarak inşa edilen, önemli devlet meselelerinin görüşüldüğü, idari işerin yürütüldüğü divan salonu da işlev bakımından Topkapı Sarayındaki “Kubbe Altı” anlayışının küçük bir benzeri olarak kabul edilir.

İkinci avlunun güney cephesinde yer alan Selamlık kısmının dışında II. Avluda bulunan diğer birimleri tek tek ele alarak farklı yanlarını inceleyecek olursak; selamlık duvarıyla aynı hizada iki bölümden meydana gelen caminin değişik kubbe yapısıyla farklı bir özellik taşıması dikkat çeker. Osmanlı döneminde yapılan camilerin kubbe formundan çok daha farklı bir şekilde olarak ele alınmış olması kubbenin daha çok Türkistan , Kahire ve Tolunlu Devri yapılarında görülen kubbe anlayışında inşa edildiğini göstermektedir. Bu tür kırık korniş hatlı yıldız şeklindeki çatı örnekleri, Selçuklu döneminde, Amasya Gök Medrese cami türbesi ve Divriği Ulu Camiinde görülmektedir. Bunlara örnek olarak, Kars- Ani Digor’daki Beş Kilise Marmachen’deki Cauvent Kilisesi ve Ani’deki Bakireler Manastırı verilebilir. İshak Paşa Sarayının Harem bölümünde, Topkapı Sarayında olduğu gibi mutfak, hamam, çok sayıda odalar, salon ve bahçe bulunmaktadır.

Sarayın harem bölümünde bulunan birimlerden Muayede salonu Topkapı Sarayındaki harem bölümün “Taşlık” denilen iç avlu ile, karşılıklı kapıları, duvarlarda derin olmayan dolap nişleri ve renkli taş döşemelerinin ayrıntılarına kadar birbiri ile benzerlik gösterdiği söylenebilir. Ayrıca Topkapı Sarayında bulunan mutfaktan çok daha küçük boyutlarda inşa edilmiş olan saray mutfağının iç kısmındaki üst örtü düzenlemesi de,Ani-Apostles Kilisesinin örtüsünü hatırlatır. Harem bölümünde yer alan hamam ise küçük boyutlarda olmasına karşın, klasik Osmanlı hamam plan şemasını devam ettirir niteliktedir.


İshak Paşa Sarayı Haremi

Taçkapı
İkinci avlunun batı duvarının ortasında yer alan muhteşem bir taçkapı ile harem kısmına geçilmektedir.

Harem taçkapısı, I. Taçkapıdan, II. Taçkapıdan ve selamlık taçkapısından hem süsleme açısından hem de inşası açısından farklı özelliklere sahip olmasının yanında, I. Avluyu II. Avluya bağlayan yüksek taçkapıdan daha gösterişli ve yüksek bir yapıya sahiptir. Günümüze kadar ulaşabilen izlerden ve eski gravürlerden de anlaşılacağı gibi iki katlı bir özellik gösteren harem kısmının üst katları yıkılmış olmasının yanında, II. Taçkapı gibi iki katlı bir özellik gösteren harem taçkapısı fazla zarar görmemiştir.

Taçkapının gösterişli dikdörtgen dış cephesini, ikinci katını da içine alacak şekilde üç yandan yuvarlak kalın bir silme çevrelemekte, bu kalın silmeyi iç kısımda takip eden ince bir silme daha bulunmaktadır. Kapının etrafını çevreleyen bu iki silmeden sonra cephede en hareketli ve gösterişli kısmı oluşturan geniş bir bordür yer alır. Bu bordür altta, profilden yapılmış karşılıklı birbirine bakan iki aslan ile başlamaktadır. Aslanın kuyruğundan başlayarak dalgalı bir şekilde kapının etrafını dolaşan sarmaşık biçimindeki süslemeler ve stilize bitkisel motifler, plastik açıdan yüksek kabartma olarak etkili bir görünüme sahiptir. Sarmaşık gibi kıvrılarak giden süslemelerin aralarında da bir ters bir düz olmak üzere vazodan çıkan bitkisel motiflere yer verilmiştir.

Diğer taçkapılardan farklı bir tarzda ele alınmış, gösterişli bir cepheye sahip olan kapının asıl giriş kısmına yarım daire şekilde üç basamaklı merdivenlerle ulaşılmaktadır. Alt kısımdaki dikdörtgen kapı girişi açıklığı, diğer kapılarda olduğu gibi mukarnaslı bir kavsaraya sahiptir. Giriş kapısının etrafında bitkisel bir bordür ile çevrelenmiş bu bordürün üzerinde de sekiz satırlık bir kitabe kuşağı yer alır. Kitabe kuşağının hemen üzerinde de, alt kısımda oldukça yüksek başlayıp yukarıya doğru yüzeyselleşen üzerinde çeşitli bitkisel motiflerin bulunduğu mukarnas sıralarından oluşan kavsara, zeminden itibaren başlayan sivri kemer formunda bir silme ile çevrelenmiştir. Ayrıca dikdörtgen kapı girişinin iki yan kenarlarından yine yüksek kabartma olarak ele alınmış karşılıklı birer selvi ağacı motifi bulunmaktadır. İnce bir silme ile çevrelenen mukarnaslı kavsaranın hemen üzerinde de yine silmelerle çevrili küçük kare bir niş, içerisinde de iri yaprak ve dallarla oluşturulmuş bir çerçeve, bu çerçevenin ortasında da “Hüvel hallakul-baki” ifadesi yer almaktadır. Bu küçük kare kitabeden sonra, çok sayıda silmemin meydana getirdiği bir çerçeve ortasında, yapının ikinci katına ait balkon penceresi bulunur.

Harem girişini diğer kapılardan daha gösterişli, dikkat çekici ve ayırt edilir şekilde farklı kılmak amacıyla, kapı çevresinin iki yanı boş bırakılmamış. Her iki yanda silmelerin oluşturmuş olduğu dikdörtgen nişler içerisine, neredeyse duvardan bağımsız heykel tarzında, üç boyutlu yüksek kabartma stilize ağaç motifleri yerleştirilmiştir. Türü anlaşılmayan bu stilize ağaç, vazoya benzer bir kaideden çıkarak en tepede üçlü bir taç yaprakla sonuçlanmaktadır.
Diğer taçkapılara göre, hem kitabe hem de bezeme bakımından oldukça gösterişli ve zengin plastik etkiye sahip iki katlı taçkapı, bugün içerisinde ayetler yazılı dikdörtgen orta kısmın iki ucunda, Allah’ın adlarının yazılı olduğu kartuşların yer aldığı, kitabe ile sonuçlanmaktadır.
Salon (Muayede Salonu)

Topkapı Sarayı örnek alınarak yapılan harem bölümünün en gösterişli ve en önemli bölümü olan salon, sarayda yaşayanların ikametine ayrıldığı gibi aile toplantılarının, eğlencelerin yapıldığı ve burada yaşayanların akşamlarını geçirdikleri bölüm olarak inşa edilmiştir.
Salona, harem taçkapısından girdikten sonra sağ taraftaki küçük bir odadan geçilerek ulaşılır. Doğu-batı doğrultusunda, 12x5 m. boyutlarında dikdörtgen planlı salonun, biri doğuda biri ise batı kısımda olmak üzere karşılıklı yerleştirilmiş birer kapısı bulunmaktadır. Bu kapılardan salona geçit veren doğu yönündeki ilk kapı, batı tarafındaki kapıdan daha sade bir görünüme sahiptir. Dikdörtgen girişe sahip olan yuvarlak kemerli doğu kapısının bu yuvarlak kemeri içerisinde, içi boş bir kitabelik bulunmaktadır. Yuvarlak kemerin üst kısmındaki alınlıkta da kıvrık dalların çevrelediği oval formun iç kısmında iki satırlık bir kitabe yerleştirilmiştir. Salonun batı yönündeki kapısı ise, haremin “L” şeklindeki koridoruna açılmaktadır. Salona bakan daha süslü olan bu dikdörtgen kapı, dışta ince bir silme ile çevrelenmiş, bu silmenin iç kısmında da birbirine geçmeli bir bordür kapıyı çevrelemektedir. Bu bordürden sonra, sivri kemer içerisinde, salondan iki basamak çıkılarak ulaşabilen dikdörtgen kapı açıklığı bulunur. Bu kapının etrafını çevreleyen bitkisel motiflerden bir kitabeliğe yer verilmiştir. Ayrıca her iki yönündeki kapıların yan kısımlarında, pencere şeklinde dikdörtgen kör nişler yer alır.
Orta alan geniş olmak üzere salonu üç bölüme ayırtan, doğu ve batı duvarına paralel olarak yerleştirilmiş, tek parça taştan, sekiz köşeli ikişer sütuna oturan üç sivri kemerin üzerinde, bitkisel motiflere ve bunu dıştan geçmeli motiflerin bulunduğu iri bir silme ile çevrelemektedir. H. Gündoğdu, salonda kullanılan bu tür sütunların ve mukarnaslı başlıkların Kırım Solhat’taki Özbek Han Camiinde de görüldüğünü ifade etmektedir.

Sarayın diğer kısımlarında da olduğu gibi düzgün bir taş işçiliğine sahip olan salon, pencerelerin altından başlamak üzere yatay bir silme ile boydan boya çevrelenmektedir. Bu yatay silme ile zemin arasındaki boşluk, siyah ve sarı renklerdeki düzgün kesme taşların alternatif bir şekilde dizilmesi suretiyle, çeşitli şekillerin oluşturulduğu estetik bir duvar kaplaması yapımı gerçekleştirilmiştir. Bir silme ile sonlanan bu duvar kaplamalarının üzerinde, duvarları boyuna bölen çifte sütunlar ve bunların oluşturdukları dikdörtgen pencereler ile kör nişler, üzerinde de kalın yuvarlak silme pervazlar bulunmaktadır.

Salonun güney cephesinde kör niş üzerinde yer alan bir tek pencere açıklığına yer verilmiş, bu küçük dikdörtgen pencere açıklığı da sarayın hamam bölümüne açılmaktadır. Bunun dışında bu cephede silmelerle çevrili dikdörtgen kör nişler bulunur. Kuzey kısımda ise, harem koridoruna bakan dikdörtgen üç pencere açıklığı yer almakta. Bu pencerelerin yan kısımlarında da silmelerle çevrili birer kör nişe yer verilmiştir. Çok sayıda, İshak Paşa’yı öven kitabelerin bulunduğu salonun, kuzey cephesinde üç pencere açıklığının üzerinde dörder satırlık dikdörtgen biçimli üç kitabeye, kuzey cephede de iki kör niş üzerinde yine dörder satırlık kitabelere rastlanmaktadır.

Harem kısmının diğer bölümlerinden daha zengin süslemelere sahip olan salon, kitabeleri, yatay ve dikey silmeleri, farklı renkte taş kullanımı, temiz işçiliğe sahip süslemeleri ve silmelerle çevrelenmiş kör niş ve pencere açıklıkları ile harem kısmının önemli bir bölümü olduğu vurgulanarak, etkili ve gösterişli bir mekan meydana getirilmiştir.

Salon bölümü fazla zarar görmeden günümüze kadar ulaşabilmesine rağmen üst örtüsü yıkık durumdadır. En az zarar gören bölümlerden biri olan salonun, bugün için, ikinci bir kata sahip olup olmadığı ne şekilde bir örtü sistemi ile örtülü olduğu tam olarak bilinmemekle birlikte, çeşitli araştırmacılar bu konu hakkında farklı görüşler öne sürmektedirler. G. Erim, burasının üstü kapalı ve yukarıdan ışık alan bir salon değil, bir iç avlu olduğu görüşünü savunmuş ve ikinci katının ise ahşap olabileceğini ileri sürmüştür. Buna karşılık M. Akok, burasının bir cam tabakası ile örtülü, ışığı tavandan alan tek katlı kabul ve eğlence salono olarak kabul etmektedir.

Salonda, klasik Türk mimarisinden barok, rokoko, ampir ve yerel üsluplu motiflere kadar farklı dönem özelliği gösteren süslemelerin bir arada kullanıldığı görülmektedir.

Harem Odaları
Harem odaları, sarayın kuzey cephesinin bir bölümünü, batı cephesinin tamamını kaplayacak şekilde “L” koridor üzerinde sıralanmıştır. Kuzey cephede, muhafız koğuşları, selamlık odaları ve cami son cemaat kısmı ile aynı hizada yerleştirilmemiş olan harem odaları 7 m. kadar içeri alınarak harem bölümünü çevreleyen Hasbahçe’nin bu kısımda oluşumu da sağlanmıştır.
Her odanın koridora açılan birer kapısı olduğu gibi “L” koridora geçişte, salonun batı yönünde bulunan kapı ile sağlanmaktadır. Bu koridor üzerine sıralanmış odalardan, kuzey cephede köşede bulunan odalar hariç altı, batı kısımda da Hasbahçe’ye çıkışı sağlayan merdivenli aralığın dışında altı oda ile birlikte toplam on iki harem odası bulunmaktadır. Hepsi aynı biçimde olan harem odaları, dikdörtgen planlı ve 20 metre karelik bir alanı kaplamaktadır. Köşe odalarında diğer odalara göre, kuzey ve güney cepheye bakan dikdörtgen açıklıklara sahip pencere sayısının fazla olmasına rağmen bu odalara ile birlikte her odanın kısa kenarlarında, kuzey ve batıya bakan muhteşem bir manzaraya sahip iki pencere açıklığı ile aralarında birer ocağa yer verilmiş odalar içeride bulunan ocaklarla ısıtılırken, doğrudan doğruya dışa açılan pencerelerle de aydınlatılmaktadır.

H. Gündoğdu, batı ve kuzey cephenin dışında, güney cephede de, harap bir durumda, hakkında fazla bilgiye sahip olunamayan mutfak bölümünün, iki yanında devam ettiğini belirttiği harem odalarının varlığından da bahsetmektedir.

Eski gravürlerden ve yapının kalıntılarından iki katlı olduğu anlaşılan, ancak günümüze tavanları da yıkılmış olarak ulaşabilen harem odalarının, bugün ise üzeri bakır kaplama bir çatı ile örtülerek korunmaya çalışılan alt kat bölmeleri ulaşabilmiştir. Alt katta aynı planda ola üst katların, daha çok önemsenerek iyi bir işçiliğe sahip olduğu, bugün fazla hasar görmeden ulaşabilen cami ile odanın ortak duvarında ayakta kalabilmiş yüklük, dolap, şerbetlik ve kandillikten anlaşılmaktadır.

İki katlı bir özellik gösteren odaların, üst örtüsünün de düz dam şeklinde olduğu kabul edilmektedir. Ayrıca batı cephede ikinci kata çıkışı sağlayan merdivenin, bahçeye inen merdivenin yanında olduğu tahmin edilmektedir.

Belli bir dönem kışla olarak kullanılmış olan sarayın bazı odalarına ekmek fırınları kurulmuş, bir kısım odalarında da bir takım değişikliklere gidilerek, günümüze ilk görünümünden farklı bir şekilde ulaşabilmiştir.

Harem Batı Avlu Kapısı
Salonun “L” koridoruna açılan batı kapısıyla karşılıklı olarak yerleştirilmiş harem avlu kapısı, harem duvarının batı kısmının ortasında yer alır.

Harem odaları arasında yer alan bir aralıkta oldukça dik merdivenlerle inilerek ulaşılan avlu kapısı, harem bölümünü güney, batı ve kuzey yönlerden çevreleyen Hasbahçeye açılmaktadır. Bu cephede hafif dışa taşkın şekilde olan avlu kapısı, cephe duvarında kullanılan taşlardan daha koyu renkli ve farklı bir taş cinsinin kullanılmasıyla farklılık göstermektedir.
Küçük boyutlarda basit, süslemesiz kapının üzeri düzgün kesme taştan oluşan yarı piramidal bir şekilde sonuçlanmakta. Ayrıca kapının dışında, kapıyı çevreleyen bir silme bulunmaktadır. H. Gündoğdu, kapı üzerinin piramidal biçimde sonuçlanmış olması ve kapıyı çevreleyen silmenin buraya klasik ve ampir karışımı bir özellik kattığını belirtmektedir. Kapıyı çevreleyen silmenin içinde de , mukarnas başlıklı iki sütuna oturan sivri kemer, kapının küçük boyutlarda yuvarlak kemerli giriş açıklığını ve bu küçük açıklığın üzerinde bulunan dikdörtgen pencere açıklığını çevrelemektedir.

Harem batı cephesinin ortasında yer alan kapının H. Gündoğdu ve M. Akok tarafından yapılan incelemeler sonucunda, cepheden farklı bir şekilde yapılmış taş işçiliğinin duvarla uyum içerisinde olmaması, batı cephesindeki pencere kenarlarında yer alan süslemelerin altta kalmış olmaları, kapının batı harem cephesi tamamlandıktan sonra duvarın ortasına yerleştirilmiş olduğu sonucuna varmalarına neden olmuştur.

Hamam
Harem kısmında bulunan hamam, kuzey tarafta salon ve güney cephedeki mutfak arasındaki boşluğa yerleştirilmiştir.

Doğu-batı doğrultusunda yerleştirilmiş olan hamam, birbiri ile bağlantılı sıcaklık, soğukluk ve külhan bölümleri olmak üzere üç bölümden oluşur. Hamam kısmına giriş, harem “L” koridoruna açılan ayrıca mutfağa girişi de sağlayan üzeri beşik tonozla örtülü kısa koridorun kuzey yöne bakan kapı açıklığıyla sağlanmaktadır. Bu kapıdan geçildikten sonrada yine üzeri beşik tonozla örtülü küçük bir koridora ulaşılır. Bu koridorun sol tarafındaki açıklıktan sıcaklık kısmına, koridorun karşısındaki bir kapından da soğukluk kısmına ulaşılabilmektedir.

Bazı araştırmacılar , dıştan kare planlı içeride sekizgene dönüştürülmüş, külhan kısmına yakın olan yeri, sıcaklık olarak kabul etmektedirler. Ancak, koridorun solundaki açıklık ile ulaşılabilen sekizgen planlı harem “L” koridoruna bakan kısım ve hamama geçişi sağlayan açıklık dışında altı tarafta halvetlerin bulunmasından dolayı, H. Gündoğdu, bu bölümü hamamın asıl yıkanmalık kısmı olabileceğini belirtmektedir. Kubbesi yıkılmış olan bu bölümün, iç kısmının her yüzeyi sivri kemerli nişlerle hareketlendirilmiş, ayrıca küçük nişlere de yer verilmiştir.
Koridorun karşısında yer alan bir başka kapı açıklığı ile de hamamın soyunmalık kısmına geçilmektedir. Sıcaklık kısmından daha küçük boyutlarda olan bu bölüm, dışta kare planlı olup içte sekizgene dönüştürülmüştür. Sıcaklık kısmının kubbesi gibi soyunmalığında yıkılmış olan üst kısmının, sekiz köşeli bir kubbe ile örtülü olduğu tahmin edilmektedir

Hamamın külhan kısmı da soyunmalığın doğru tarafına yerleştirilmiştir. Üzeri beşik tonozla örtülü olan külhan kısmı soyunmalıkla bağlantılı olup odun atma açıklığı da mutfağın kuzey-doğu girişinin yanında yer alır.

Küçük boyutlarda yapılmış olan hamamın II. Gündoğdu, kendi ısıtma sistemi ile bütün haremin ısınmasını sağlayarak, günümüzün kalorifer sisteminin bir benzerinin ilk uygulaması olmasından dolayı önemli bir yere sahip olduğunu belirtir.

Mutfak
Hamamın güney tarafında er alan mutfak kısmına, salonun batı kapısından geçilerek ulaşılabilen “L” koridoru üzerinde doğu tarafa açılan küçük bir koridor ile ulaşılmaktadır. Bunun dışında, harem taçkapısından girdikten sonra uzun koridorun sonunda güney kısımdaki bir başka kapı açıklığı ile de mutfak bölümüne geçiş sağlanmaktadır.

Tek bölümden oluşan mutfak kısmı diğer harem odalarıyla aynı yükseklikte iki katlı bir özellik göstermektedir. Oldukça yüksek bir tavana sahip olan mutfak 100 metre kareye yakın kare planlı bir alanı kaplar.

Üst kısmı düz dam şeklinde sonuçlanan, kalın duvarlara sahip mutfak bölümünün içerisinde, köşelerde karşılıklı olarak yerleştirilmiş kemerler, üst kısımda kare şeklinde havalandırma menfezini meydana getirerek duman ve yemek kokularının, mutfaktan daha çabuk çıkmasını havalandırmanın daha çabuk gerçekleşmesini sağlamıştır. Çatının ortasında dışa yansıyan, sekizgen bir gövdeye sahip havalandırma menfezinin dört yüzünde de bu dikdörtgen açıklıklardan daha yukarı yerleştirilmiş, yuvarlak kemerli küçük açıklıklar bulunmaktadır. Gerek plan gerekse şekil itibariyle de Selçuklu türbeleri tarzında olan havalandırma menfezi, sekizgen gövde ile uyumlu kırmızı renkte, hava şartlarına karşı daha dayanıklı taşla yapılmış piramidal bir külahla örtülüdür.

Kare planlı mutfağın, güney cepheye açılan iki dikdörtgen penceresi ve bu pencerelere arasında yerleştirilmiş basık kemerli bir bacaya sahip ocak yer almaktadır. İçeride karşılıklı olarak yerleştirilmiş nişlerin bulunmasının yanında, güney-batı pencerenin önünde üzeri açık yayvan bir kemer yer alır. Ayrıca ocağın karşısında kuzey tarafta üzeri yemek yağları ile islerle kaplanmış okunmayacak durumda olan kitabesiyle, önünde yalağı bulunan çeşme bulunur.

Sarayın harem kısmında bulunan mutfak, Edirne ve Topkapı Sarayında bulunan mutfaklardan daha küçük boyutlarda olmasına rağmen H. Gündoğdu, Sarayın ihtiyacı göz önünde bulundurulduğunda oldukça büyük ölçülere sahip bir mekanın yapılmış olduğunu belirtmektedir.

Mutfağın batı kısmında mutfakla bağlantılı, üzeri beşik tonozla örtülü harem “L” koridoruna bir pencere ile açılan kiler kısmı, içerisinde çeşitli yiyeceklerin korunması için yapılmış derin dolap ve nişlere sahiptir.

Mutfak belli bir süre askeri kışla olarak kullanışmış bu süre içerisinde de burası yine aynı işlevini devam ettirmiş ancak, ocakların yetersiz olmasından dolayı içeride pencerelerin önüne bacası bulunmayan ocaklar yerleştirilmiş, bu ocaklardan çıkan yemek yağları, isler ve dumanlar duvara işleyerek, mutfak yeniden eski görünümüne dönüştürülemeyecek şekilde onarımı güç siyah bir is tabakasıyla kaplanmıştır.

Tuvalet
Harem bölümünün içerisinde bulunan tuvalet, güney kısmında yer almaktadır.
Harem odalarında açıldığı “L” koridorun uç kısmına yerleştirilmiş, üzeri beşik tonozla örtülü, bir tek pencereye ve pencerede de karşılıklı yerleştirilmiş iki nişe sahip olan tuvalete, doğu cephedeki bir kapı açıklığı ile ulaşılmaktadır.

H. Gündoğdu tarafından yürütülmekte olan kazı çalışmaları sonucunda, tuvaletin, kanalizasyonunun 9 m. yükseklikten aşağıya indirilerek, Hasbahçede oluşturulan bir çukurda toplandığı, buradan da 21 m. uzunluğundaki künklerden oluşan kanalizasyonla aşağıdaki dereye boşaltıldığı ortaya çıkarılmıştır.


İshak Paşa Sarayı Birinci Avlusu

Taçkapı
Batı avlu kapısı ile birlikte beş kapısı bulunan İshak Paşa Sarayının ana giriş kapısı, aynı zamanda sarayın en önemli kısmını teşkil eder. Bu taç kapı sarayın doğu cephesinde yer alır.
Selçuklu tarzında inşa edilmiş olan taçkapının, ön kısmında düz bir alanın olması gerekirken, 5-6 m.. kadar ilerisinde olduğu gibi bırakılmış, küçük bir tepecik bulunmakta doğu duvarının tam ortasında yer almamakla beraber hafif güneye kaydırılmış durumda olan taçkapı; 10, 60 m. eninde, 11,80 m. yüksekliğinde ve 4.80 m. derinliğindedir. Düzgün kesme taştan, sağlam bir örgü sistemine sahip olan taçkapı, kuzeyden 3 m. güneyden de 1.5 m. kadar ileri taşırılmış durumda, genel özellikleri bakımından da Selçuklu portelerini hatırlatmaktadır. Anadolu Selçuklu porteleri tarzında, süsleme unsurunun taçkapı ağırlık noktasını teşkil ediyor olması, yan kısımlarındaki duvarların daha sade bir görünüme sahip olması ile de benzeşen İshak Paşa Sarayının I. Taçkapısının boş bırakılmış sade görünümlü, yan duvarları sayesinde kapı anıtsal bir yapıya kavuşarak daha etkili bir görünüm kazanmıştır.

İshak Paşa Sarayı taçkapısında olduğu gibi, cephe yüzeyinden az yada çok dışa doğru çıkıntı yapmakta olan Selçuklu taçkapılarının boyları da, genellikle ön yüz duvarından yüksek tutulmuştur.

İshak Paşa Sarayının I. Taçkapısı da yüksek pahlı iç içe iki sivri kemer içerisinde taştan çok ahşap işçiliğini hatırlatır tarzda, fazla derin olmayan mukarnaslı bir kavsaraya sahiptir. Giriş kısmında hafif yay kemerli olması da Anadolu Selçuklu yapılarının üslup yönünden bir tekrarı olarak görülür. Ayrıca birinci taçkapının kavsarası, Konya Karatay medresesinde olduğu gibi, daha yüzeysel bir taçkapı görünümü sergilemekte olup bu özelliği ile dik açılı Selçuklu Taçkapısı kavsaralarından farklıdır.

Birinci taçkapının kuruluşunda ana çerçevede Selçuklu etkileri ağır basmakla birlikte Avrupa Ampir Üslubunun etkileri oldukça net bir şekilde görülmektedir. Saray üzerinde incelemelerde bulunan araştırmacılar duvara bitişik gömme sütunlar ve yatay silmelerle, dikey ve yatay olarak bölümlenmiş cepheye bir hareketlilik, anıtsallık kazandırılarak denge kurulmaya çalışılan taçkapının, ayrıntılarında batılılaşma dönemi etkisinin görüldüğünü belirtir. ayrıca H. Gündoğdu tarafından geç batılı tarzın taşıma amaçlı olmayan duvar payeleri ile aynı anlamda değerlendirebilecek, kapının iç ve dış cephesinde dışa taşan kitlesinde, altışar yuvarlak sütunun cepheye hareketlilik kazandırma amaçlı olduğu belirtilmektedir. 2.50 m. uzunluğundaki dikdörtgen kaidelere basan bu sütunlar, 1 m. yüksekliğinde siyah bazalt taş kaide üzerinde oturmaktadır.

Altı kısma bölümlenmiş olan kapı, ön cephesinin alt iki yanında paye sütunlarla çevrilmiş, fazla derin olmayan nişler içerisine stilize bitkisel motifler yerleştirilmiş olup, üst kısımda iki sütun arasında yer alan sivri kemerli boşluk, mukarnas dizisiyle doldurulmuştur. Kapının iki kanadı arasındaki pahlı sivri kemerin iç kısmı ve kenar kontuları da alçak bitkisel motiflerle doldurulmuş, bu sivri kemerin alt uzantısında da iki sütun arasında, içi süslemesiz olan dikdörtgen nişin çevresi fazla geniş tutulmamış, kıvrık dallarla çevrelenmiştir. Ayrıca girişin iki yanında Ampir tarzındaki paye-sütunların aralarındaki boşluk, karşılıklı stilize bitkisel motiflerle doldurulmuş bu kısmın üzerinde de iki sütun arasındaki boşluğun mukarnas dizisiyle doldurulduğu görülür.

Hafif yay kemerli girişe sahip olan taçkapının üzerinde, iki sıra halinde içi boş kitabelere yer verilmiş, bu kitabeliğin üzerinde de yüzeysel mukarnaslı bir kavsara bulunmaktadır. Bu kavsarayı üstten çevreleyen sivri kemer üzerinde de, Selçuklu mimarisinde oldukça sık kullanılan dişli kabartma bordür görülür.

Taçkapının ön kısmında, cepheye hareketlilik kazandıran paye-sütunların üzerine, süsleme amaçlı, uzun ince sivri kemerli nişler yerleştirilerek aşağıdaki hareketliliğin yukarıda da devam etmesi sağlanmıştır. Bu nişlerin içerisinde de ağaç yapraklarıyla süslü bir kabara yer alır.
Taçkapının yıkılmış olan üst kısmının ne şekilde bir örtüye sahip olduğu anlaşılmamakla birlikte, yapı üzerinde incelemelerde bulunan M. Akok, kapı üzeri kuruluşunun yapının formuna uygun biçimde madeni örtülü ve ahşap iskeletli bir tekne tonozla örtülü olarak değerlendirmiştir. Buna karşılık H. Gündoğdu; böyle bir örtü yerine köşe kulesi biçiminde, ikili bir mimari elemanın varlığının bu cephede daha uyumlu olacağını belirtmiştir. Üst bölümü yıkılmış olan taçkapının bugün ayakta kalabilmiş üst kısmının bir korniş hattı ile bittiği ve üzerinde dört tan üçgen konsol bulunduğu görülmektedir.

Taçkapının birinci avluya bakan cephesi daha sade bir yapıya sahip olup, kapının dış cephesinin altı kısma bölünmüş olmasına karşın, iç cephenin, üst odanın taban seviyesindeki korniş ve üst kısımdaki bir saçak silme ile üç parçaya bölünmüş olduğu görülür.
İki sade ve geniş ayak üzerine oturtulmuş olan kapı girişi, basıkça bir tonozla örtülüdür. Bu düz, basık ve derin kemerin üzerinde bulunan aralıklı konsollarla süslenmiş, çıkıntının iki kenarında da süs unsuru olarak yapraklarla süslü kabartma iki kabara bulunmaktadır. bu çıkıntının biraz daha yukarısında avluya bakan bir penceresi bulunan üst odanın, taban seviyesinde bir korniş yer almaktadır. Kapının cephesi üst kısımda da bir silme ile sonuçlanır..
Anıtsal bir yapıya sahip olan taçkapı, genelde Selçuklu anlayışında kurulmuş olmasıyla birlikte, sarayın yapıldığı dönemin özelliği olan Avrupa Ampir üslubunun etkileri de görülmektedir.

Nöbetçi Odası
Birinci taçkapının sol iç yanında saraya girip çıkanı kontrol etmek amacıyla, bugün de aynı görevi yüklenmekte olan, bir pencere açıklığı ve küçük bir kapıya sahip bekçi odası, 2.10 m. eninde, 3. 10 m. uzunluğundadır.

Harap bir durumda günümüze ulaşabilmiş olan bu nöbetçi odası taçkapının güney kısmına yerleştirilmiş olmasından dolayı da, kapının kuzey kısmı ile güney kısmı arasında 1,5 m. kadar bir oransızlık göze çarpmakta. Bu küçük bekçi odasının dışında bununla aynı hizada saray görevlilerinin kullanımı amacıyla yapılmış farklı büyüklükte iki oda bulunmaktadır.

Çeşme
Çeşme, Saraya giriş sağlayan taçkapının sağ iç yanında duvara bitişik olarak inşa edilmiştir.
Klasik Türk çeşmeleri tarzında yapılmış , doğu iç cepheye bakan küçük bir niş şeklinde duvar yüzeyinden 0.50 m. derinlikte iç içe iki yüksek sivri kemerin meydana getirdiği çeşme, dışarı çıkıntı yapmayarak birinci avluya bakan doğu duvarıyla aynı hizada yer alır. Dıştan bir silme ile çevrelenmiş olan iç içe iki sivri kemeri süsleyen farklı dekoratif bordürler bulunmaktadır. Bunlardan dıştaki, sivri kemerin dış yüzeyinde kaytan motiflerinden oluşan bir çevre bordürü ile, bu bordürden daha geniş tutulmuş olan kıvrık dal ve yapraklardan oluşan kabartma stilize bitki motiflerinin bulunduğunu bir başka bordürde iö yüzeyde yer almaktadır.

Sivri kemerle oluşturulmuş küçük niş derinliğinin alt kısmında bulunan iki musluğun altında, taştan yapılmış bir yalak yer almakta. Muslukların üst kısmında da iki yanda 0.38 m. eninde, 0.48 m. derinliğinde yarım daire kemerli su kabı koymak için yapılmış küçük niş arasında da içi boş bir aynalık taşı bulunmaktadır. Etrafı birbirine geçmeli kıvrık dal ve yapraklardan meydana gelen bir çerçeve ile çevrelenmiş dikdörtgen aynalık taşının çerçevesinin üst orta kısmındaki küçük bir vazodan çıka stilize bitki motiflerinin üst kısmında da bir tür çam ağacı veya damla şekline benzer motifler yer almakta, bunun içerisine de güle benzer bir süsleme yerleştirilmiştir. Süslemeleri açısından fazla zarar görmemiş olan çeşmenin, aynalık taşının etrafındaki motifler ve kemeri süsleyen dekoratif bordürler barok üslup özelliği göstermektedir.

Sarayın süsleme açısından fazla hasar görmeden günümüze ulaşabilen kısımlarından biri olan çeşme, özellikle hazne etrafında, su tesisatının madeni kısımlarını almak amacıyla oldukça fazla hasar uğramış bu yüzden de bugün muslukların ne şekilde olduğu anlaşılamamaktadır.
Muhafız Koğuşları

Birinci avlunun kuzey cephesinde, bu kısmı boydan boya kaplayan günümüze de harap bir şekilde ulaşmış olan, sarayın korunması ve güvenliğine yönelik hizmetlerin verildiği birimler yer almaktadır.

Bugün üst örtüsü yıkık durumda olan, sarayın korunmasına yönelik yapılmış muhafız koğuşlarında fazla pencere açıklığına yer verilmemiş olmasının yanı sıra birinci avluya açılan koğuşlara girişi sağlayan dört kapı açıklığı bulunmaktadır. Büyük ölçülerde olmayan bu kapılardan, orta kısımdaki iki kapı yuvarlak kemerli, yanlardaki kapılar ise dikdörtgen kapı açıklığına sahiptir.

Kuzeydeki vadiye paralel olarak yan yana sıralanmış oldukça geniş birimler, muhafız koğuşları olarak inşa edilirken, bu kısmın altında eskiden zindan olarak kullanıldığı kabul edilmektedir.

Zindan
Zindan birinci avlunun kuzey tarafında yer alan muhafız koğuşlarının alt kısmında bulunmaktadır.

Bodrumda yer alan zindana, muhafız koğuşlarına giriş sağlayan kapıların bulunduğu cephenin kuzey batı köşesindeki dikdörtgen bir kapı açıklığından girilerek, aşağıya inen dik merdivenlerle ulaşılır. Yan yana sıralanmış beşik tonozlarla örtülü altı ayrı hücreden oluşan zindanın, H. Gündoğdu tarafından yürütülen restorasyon çalışmaları sırasında yarı yüksekliğe kadar molozlarla dolmuş olan bölümleri tamamen temizlenerek, burasının birbirine demir parmaklıklı kapılarla geçişin sağlandığı saray zindanı olarak kullanıldığı kesinlik kazanmıştır. Yer yerde kayaların oluşturulmuş, oldukça sağlam bir yapı sistemine sahip olan zindanın doğu ucunda bulunan hücrenin girişi bulunmamakla birlikte bu bölüme mahkumların tavanda yer alan bir açıklıktan halatlarla indirildikleri belirtilmektedir. 1805-1806 yıllarında saray zindanında tutuklu olarak kalmış olan Jaubert burayı ; “akmayan çeşmeler ve kuru sarnıçların bulunduğu kaya içine oyulmuş, 30 ayak derinliğinde, 16 ayak uzunluğunda ve 5 ayak genişliğinde bir bodrum katı” olarak seyahatnamesinde belirtmiştir.

Bodrumda yer alan zindan hücrelerinin üst hizasında biri avluya diğeri kuzeye bakan birer mazgal pencere yer almaktadır.

At, Koşum ve Araba Yerleri
Sarayın en fazla hasar görmüş, günümüze harap bir şekilde ulaşabilen bölümlerinden, at, araba ve koşum yerleri, I. Avlunun doğu ve batı kısmında yer alır.

Saray teşkilatı içerisinde oldukça önemli bir yere sahip olan ahır kısmı, İshak Paşa Saray’ının I. Avlusunda geniş bir alanı kapsamaktadır. H. Gündoğdu, sarayın sol tarafında bulunan bölümlerde, saraya gelen misafirlerin ve ziyaretçilerin kalabilecekleri yerler bulunduğu gibi gelen misafirlerin atlarını ve arabalarını koyabilecekleri yerler, saraya ait at bakıcılarının kalması, atların, arabaların konulması için koğuşlar ve tavlalar bulunduğunu da belirtmektedir. Saraya misafir olarak gelen önemli kişiler de yüksek II. Taçkapıdan geçerek selamlık kısmına alınır. Bu kişilerin atları da I. Avluda bulunan ahırlarda kalırlardı. Önemli kişilerin dışındaki yolcular ise I. Avlunun güneybatı köşesindeki kapıdan içeri alınarak, misafirlere ait odalarda kaldıkları anlaşılmaktadır.


İshak paşa Sarayı İkinci Avlusu

Taçkapı
Birinci avluya girişi sağlayan taçkapıdan farklı bir tarzda inşa edilmiş olan ikinci taçkapı birinci avlu ile ikinci avlu arasında yer almaktadır.

Cephe ile kaynaştırılmış, I. Taçkapı gibi dışa çıkıntı yapmayan II. Kapı, sivri kemerli, ince, uzun bir forma sahiptir h. Gündoğdu tarafından Gotik kapı olarak değerlendirilen ikinci taçkapı, I. Taçkapı ile aynı eksende olmasına rağmen hafif sağa kaydırılmış durumda olup iki katlı bir özellik göstermektedir. ayrıca yüksek taçkapının yanında bulunan pencerelerde iki katlı bir bina kitlesinin varlığına işaret etmektedir. Ancak, varlığı kabul edilen ikinci kattan günümüze hiçbir iz ulaşamamış olmasından dolayı burasının ne şekilde sonuçlandığı, ne şekilde bir düzene sahip olduğu da tam olarak anlaşılamamaktadır.

İki katlı bir özellik gösteren, yüksek taçkapının alt kısmı, dikdörtgen bir çerçeve içerisinde basık kemerli bir girişe sahiptir. I. Avludan II. Avluya bu basık kemerli girişin derinliği 10 metreyi bulan beşik tonozlu koridoruyla ulaşılmaktadır. Girişin iki yanında da karşılıklı yerleştirilmiş sivri kemerli iki niş yer alır.

Yıkık bir durumda ulaşabilen ikinci kattan günümüze sadece, taçkapının yanlarında çerçeveye bitişik kemer konsolları kalmış, kapının üst kısmının da kalan izlerden köşk şeklinde sonuçlandığı anlaşılmaktadır. Bu kısmında hasar görerek ulaşmış olan köşke ait, beşik tonozlu girişin üzerinde yer alan balkonun, ne tür korkuluklara sahip olduğu anlaşılmamakla birlikte, kapı cephesine uygun taş korkuluklara sahip olduğu tahmin edilmektedir.

Sivri kemerli ikinci taçkapı birinci taç kapı tarzında inşa edilmemiş olduğu gibi, farklı tarzda süslemeler de ağırlaştırılmamış sade görünümüyle etkili bir yapıya sahiptir. Aşırıya kaçmayan sade bir cepheye sahip taç kapının sadece, I. Avluya bakan düz yüzünün kapı kemerini oluşturan, iki yan pahında cepheye hareketlilik kazandırmak amacıyla karşılıklı, Selviye benzer stilize iki ağaç , adeta üç boyutlu forma yaklaşır şekilde iri plastik etkisi bırakan sarmaşığı hatırlatır şekilde kıvrık dal ve yapraklarla süslenmiştir.

Cepheyi zenginleştirmek amacıyla yapılmış olan yüksek kabartma ağaç motifinin dışında, kapıda fazla yüksek kabartma olmayan yüzeysel başka bir süs unsuruna daha yer verilmiştir. Basık kemerli kapı üzerinde, bir gölgelik, saçak tavanı görünümünde olan balkonun alt kısmında, karşıdan cephedeki selvi ağacı gibi net görülemeyen Rokoko tarzında bir süsleme bulunmaktadır.

Üst kısmı yıkık durumda olan taçkapının sivri verev kemerinin çevresi, yanlardan tomurcuk şeklinde konsollar üzerine oturan altı köşeli iri bir silme ile çevrilmiş , silmenin kapı üzerinde ne şekilde sonuçlandığı ve ne kadar yükseklikte olduğu anlaşılamamaktadır.

Etkili bir görünüme sahip olan taçkapıda, Türk, Rokoko ve Barok unsurların bir araya getirildiğini belirten M. Akok, taçkapının plan bakımından Barok anlayışta olup yüksek söveli sivri kemerli yüzü, sağ ve sol söve içi nişleri ve basık kemerli giriş kapısı ile tamamen Türk mimarisinin kapı planı tarzına uymakta olduğunu belirtmektedir.

Hizmetli Odaları
İshak Paşa Sarayında, saray hizmetlilerine ayrılmış olan bölümde II. Taçkapının güney ve kuzeyinde kapıya bitişik, I. Ve II. Avluya bakan iki katlı odalar şeklinde düzenlenmiştir.
İkinci avlunun, güney kısmına doğru genişletilmiş olan güney cephesinde, hizmetçilere ait odalar , oldukça yüksek bodrumlara sahip olduğu gibi en çok hasar gören kısımlardan birisidir. Bugün için yalnızca temel kalıntıları kalmış olan bu kısımların H. Gündoğdu, eskiden ikinci bir kata daha sahip olduğunu belirtmektedir. Saray hizmetlilerinin odalarının bulunduğu güney cephede ayakta kalabilmiş bu yöne bakan her odanın duvarında ikişer pencere açıklığı ile ortalarında birer ocağa yer verilmiştir.

Taçkapının kuzeyinde bulunan hizmetli odaları ise selamlığın mahkeme salonu ile birleşmiş durumdadır.

Selamlık Taçkapısı
Bu taçkapı, II. Avlunun kuzey tarafında avluya bakan cami ve hizmetli odalarıyla birleşen selamlık duvarının ortasında yer alır. I. Taçkapıda olduğu gibi ana hatlarıyla Selçuklu taçkapıları tarzında ele alınmış olan selamlık taçkapısı, Selçuklu taçkapılarından daha sade bir özellik taşır.

İç içe iki derinlikten oluşan kapı 5.25 m. genişliğinde, 7.42 m. yüksekliğinde ve cephe duvarından 6 cm. kadar dışa çıkıntı yapmaktadır. Sivri kemerli taçkapının dış cephesi sütuna benzeyen oldukça kalın bir silme ile çevrelenmiş, bu silmelerin oturduğu kaidelerde sepet örgüsü biçiminde dekoratif süs kuşaklarına sahiptir. Bu tür kuşaklar daha çok Anadolu yapılarında görülmektedir. Ayrıca iç yüzeyde sivri kemerin formunu devam ettirir şekilde bitkisel motiflerden oluşan bir bordür bulunmaktadır.

Dikdörtgen kapı açıklığına sahip olan selamlık taçkapısının, giriş açıklığının etrafını, kapının formuna uygun şekilde bitkisel bir bordür çevrelemekte, bu bordürün üzerinde de sepet örgüsü ve bitkisel motiflerden oluşan bir başka bordür yer almaktadır. Mukarnaslı kavsaranın altında yer alan bordürün üzerinde de, Osmanlı mimarisi yapılarında kullanılan kemerler tarzında mukarnaslı kavsarayı çevreleyen yüzeysel sivri cephe kemeri bulunmaktadır. Dıştaki sivri kemerin formuna uygun şekildeki bu kemer, ikişerden dört köşe sütuncasına oturmakta, bu sütuncelerin başlıkları ve kaideleri, dıştaki kalın silmenin oturduğu kaide gibi sepet örgüsü biçiminde süs unsuruna sahiptir. Aynı zamanda, kapı sövesinin iki yanında ikişer sütunceden oluşan cephe düzeni, batılılaşma dönemi Osmanlı mimarisinde görülen cephe anlayışı tarzında olup, I. Taçkapıda olduğu gibi, taşıma amaçlı olmaktan çok, cepheye hareketlilik kazandırmak ve cephe kitlesini hafifletmek maksadıyla dekoratif amaçlı yapılmıştır. Bu sütuncelerin yanlarında da cepheye hareketlilik katacak tarzda ince, uzun iki nişe yer verilmiştir.

Farklı üslupta motiflerle zenginleştirilmeye çalışılan selamlık taçkapısının iç kısmındaki yüzeysel sivri kemerin üzerinde bir panoya yer verilmiştir. Bu panonun iki yanında ve üstündeki boşlukları doldurmak amacıyla birer kabara yerleştirilmiştir. Ayrıca dikdörtgen girişin iki yanında karşılıklı olarak yerleştirilmiş stilize ağaç motifi birer pano yer alır.

Selamlık kapısını zenginleştirmek amacıyla yapılmış olan süslemeler, Barok ve Rokoko üslubunda olmasının yanı sıra mahalli sanatçıların kendi zevkine göre oluşturduğu motiflerde kapıda kullanım alanı bulmuştur.

Selamlık
İkinci avlunun kuzey tarafında bulunan selamlık sarayın önemli bölümlerinden birisidir. Selamlık, önemli kişilerin ve yabancı ziyaretçilerin kabul edildikleri bir takım devlet yani resmi işlerin yürütülüp kararların alındığı ve yargılamaların yapıldığı yerdir. Yalnızca erkeklere ayrılmış bölüm olan selamlık kısmı aynı zamanda misafirler ve sarayda yaşayanların resmi veya özel günler dışında kalan zamanlarını burada geçirdikleri bir mekan olarak inşa edilmiştir.
Sarayın kuzey cephesinde yer alan selamlık kısmının II. Avlunun sağ tarafında bulunan duvarın ortasına yerleştirilmiş kapıdan geçilerek ulaşılır. Yedi basamaklı bir merdiven çıktıktan sonra üzeri tonozla örtülü koridorun sağındaki bir kapı açıklığı ile selamlık dairesinin büyük salonuna yani divan salonuna geçilir. Divan salonu, bugünkü anlayışa göre, Bakanlar Kurulu işlevini yüklenmiş olup eskiden burada haftanın belirli günlerinde şikayetler dinlenir, resmi görüşmeler yapılır ve devlet işleri yürütülmekteydi.

Önemli kararların alındığı divan salonu 18x5 m. boyutlarında dikdörtgen planlı oldukça geniş bir alanı kapsamaktadır.

Günümüze oldukça harap bir şekilde ulaşan bu bölümün, eski hali hakkında pek fazla bilgiye sahip olunmamakla birlikte, kalan bazı izlerden, bugün üst örtüsü yıkık olan salonun, yüksek tavanlı olduğu anlaşılmaktadır. II. Avluya bakan beş pencereli divan salonunun dikdörtgen, açıklığa sahip pencereleri sivri kemerli ve pencere alınlıklarında da bitkisel süslemelere yer verilmiştir. Bu pencerelerin etrafını, yıldız motifleri içerisinde birbirine geçmeli motiflerle doldurulmuş bir süsleme çevrelemekte. Ayrıca bu pencerelerin üzerinde, sol taraftaki selamlık odaları pencerelerin üzerinde bulunmayan, küçük dikdörtgen pencere açıklıklarına da yer verilmiştir. Fazlasıyla zarar görmüş olan divan salonunun, iç kısmının batı yönünde, zeminden biraz yüksekte dolap nişlerine ve şerbetliklere de yer verildiği görülür.

Bir cami ile bitişik olmak üzere iki odası bulunan selamlık kısmının güney cephesinin sol tarafında oldukça harap dudumda olan bu odaların, divan salonunun avluya açılan pencereleri şeklinde yine II. Avluya bakan ikişer penceresi bulunmaktadır. Bu pencereler dikdörtgen pencere açıklığına sahip, sivri kemerli ve orta kısmında bir boğumla iki bölüme ayrılan dilimli kaideler üzerine yükselen silmelerle çevrelenmiştir.

Selamlık girişinin karşısında kuzey taraftaki bir kapı ile selamlık bölümünün dikdörtgen planlı odasına geçilir. Bu odadan da birbirine bağlantılı olan aynı büyüklükteki odalara geçilmekte, odaların her birinde kuzeye bakan iki pencere ve aralarında da birer ocağa yer verilmiştir. Ayrıca selamlık odaları içerisinde dolaplar, şerbetlikler, yüklükler ve çıralıklar yer almaktadır.
Selamlık taçkapısından geçilerek ulaşılan koridorun, kuzey tarafında yer alan aynı eksendeki dikdörtgen odadan, doğru yöne açılan bir kapı ile diğer selamlık odalarına geçilmektedir. Divan salonunun kuzeyinde yer alan bu odalardan ilk oda, diğerlerinden farklı bir tarzda, kuzeye bakan dört sıra ahşap konsollar üzerine oturan cumbalı bir köşk özelliği göstermektedir. Konsollar üzerine oturan cumba, günümüze ulaşamayarak bugün yalnızca, araştırmacılar tarafından, insan, aslan ve kartal figürleri olarak değerlendirilen dört sıra çam konsollar ayakta kalabilmiştir. Heykel tarzında üç boyutlu olarak işlenmiş, alttan yukarıya doğru gittikçe uzayan bir özellik gösteren bu figürleri H. Gündoğdu, eski Türk geleneğindeki figür anlayışına uygun tarzda olduğunu belirtmektedir. Ayrıca bu konu üzerinde araştırmalarda bulunanlar, buna benzer figürlerin Selçuklu ve Osmanlı yapılarında görülmesiyle birlikte, üç farklı figürün bir arada kullanıldığı başka bir örneğin bulunmadığını da ifade etmektedirler.

Taş kadar dayanıklı olmayan ahşap malzeme kullanılarak, yapılmış olan bu konsollar, zaman içerisinde hava şartlarından etkilenerek, bazı kısımlarında çatlamalar, kırılmalar ve aşınmalar meydana gelmiştir.

Günümüze oldukça harap bir şekilde ulaşan selamlık kısmında, H. Gündoğdu tarafından yürütülen restorasyon çalışmaları sırasında, orijinal zemin döşemeleri ortaya çıkarılmış, selamlığın en önemli bölümü olan Divan salonunun harap olmuş zemin ve duvar taşları değiştirilerek, yıpranmış olan kısımlar tamamlanmıştır.


İshakpaşa Sarayı - Topokrafik Durumu

İshak Paşa Sarayı, Anadolu’nun en uç noktasında yer alması, yapım tekniği ve inşasında kullanılan malzemeler açısından olduğu kadar etnik, sosyo-ekonomik ve sosyo-kültürel açıdan da önemli olan ; yurt bütününden ve yapıldığı dönemden daha çok, bulunduğu bölgenin ekonomik, etnik, politik, kültürel özelliklerini yansıtan ilgi çekici bir örnektir .

Eski Doğubayazıt renkli tepelerin hilal şeklinde kucakladığı bir vadinin yamaçlarında kurulmuştur. Eski Doğubayazıt’ın konumu ile ilgili olarak XIX. Yüzyılda burayı ziyaret eden Chatre Barry “kızıl mermer kayalardan meydana gelen bir dağın yamacına alternatif şekilde ve dağınık olarak yerleştirildiğini” ifade etmekte. Sarayda bu alanın ortasında yer alan kayalık alana yani Karaburun tepesi üzerine bir kartal yuvası gibi kondurulmuştur. Gezgin Jaubert bize seyahatnamesinde sarayın ve şehrin bulunduğu yer hakkında; “Bayazıt çıplak dağların teşkil ettiği dar bir vadinin içinde kurulmuş dar bir şehirdir. Evleri boğazın iki yanında sıralanan kayaların arasında dağınık vaziyette, solda hemen hemen tırmanılması imkansız bir kayanın tepesinde eski bir kale görülür. Sağda ve başka bir yüksekliğin zirvesinde ise paşanın içinde yaşadığı güzel bir bina yükselmektedir” ifadesiyle bilgiler vermektedir.

Etkili bir görünüme sahip olan sarayın zaman içerisinde gerek kendi bünyesi gerekse çevresindeki bir çok ayrıntılardan arınması, yapıyı çok uzaklardan bile fark edilen güçlü mimari hatlara kavuşturmuştur. Çevresi ile oluşturduğu bütünlük biraz abartılı olsa bile feodal bir düzeni bütün özellikleriyle yansıtmaktadır.

Eski Doğubayazıt kasabasının ortasında inşa edilen İshak Paşa Sarayının, doğu cephesi dışında üç tarafı oldukça yüksek kayalarla çevrilidir. Ağrı Dağı’na bakan muhteşem bir manzaraya sahip olan saray çevresindeki dağlar gibi kırmızı renktedir.

Vadi yakasına kurulan saray, kayalık ve sert bir arazi üzerinde doğudan batıya doğru eğim göstermekte ancak sarayın kuzey ve güney cephelerinde daha sert bir eğim bulunmaktadır. Sarayın oturduğu arazi doğudan batıya inildikçe kademe kademe alçalmaktadır. Bu yüzden saray birimlerini aynı düzeye yerleştirmek için kuzey, güney ve batı yönlerine dolgular, yüksek duvarlar, teraslar ve bodrumlar yapılmış, terasların çevresinde 12 m. İle 15 m. Yüksekliğine varan kalın duvarlar örülmüştür. Sarayın çevresiyle bağlantısı da sadece doğu tarafında bulunan en uygun ve en dar cephesiyle sağlanmıştır. 7600 metre karelik bir alanı kapsayan saray arazinin doğal yapısına uygun olarak kuzey-güney doğrultusuna 50 m. Doğu-batı doğrultusunda 115 m. Boyutlarında bir set üzerinde üç ana bölüm halinde yerleştirilmiştir.

İshak Paşa Sarayının toplam kaç oda, bölüm ve salondan meydana geldiği kesin olarak bilinmemekle birlikte, gezginlerin bize vermiş olduğu bilgiler, gravürler ve günümüze ulaşabilen sarayın kalıntıları, yapının bazı kısımlarının bodrumlarla birlikte üç katlı olduğu göz önüne alınarak bazı kaynaklarda 360 birimden meydana geldiği, bazı kaynaklarda 366 birimden meydana geldiği ileri sürülmektedir.

Doğubayazıt’ın kuruluşu bakımından bir tür iç kale görevi görmesi amacıyla yapılan, sadece doğu yönden çevreye bağlı İshak Paşa Sarayı, Doğubayazıt’ı dışardan gelen saldırılara karşı korunmaya elverişli bir şekilde inşa edilmiş. Bu açıdan İshak Paşa sarayını hem sivil bir eser olarak, hem de askeri yönden incelemek gerekir.

Saraya adeta bir kale görüntüsü veren yüksek çevre duvarlarının vadiye açılan uçurumun devamı biçiminde yapılmış olması, yapıda savunma amacının da göz önünde bulundurulduğunu ortaya koymaktadır. Ayrıca sarayın eski durumu hakkında gravür ve resimlerden dış avlunun savunma amaçlı kullanılacak şekilde, dış duvarında mazgallar yerleştirilmiştir. Sarayın doğu cephesinde, avlu ana girişi önünde savunma amaçlı olarak, tesviye edilmeden bırakılmış sert kalkerden bir tepecik saraydan yapılacak çıkış harekatını düşmanın ateş altına alma olasılığını ortadan kaldırarak gelen saldırılara karşı sarayın ilk savunma hattını oluşturmaktadır. Saray duvarlarının oldukça yüksek tutulması, doğu yönü dışında diğer kısımların uçurum olması, kapı, pencere gibi açıklıklara fazla yer verilmemesi, pencere açıklıklarının zeminden oldukça yukarıda olmaları ve gözetleme kulelerine yer verilmiş olması da bu görüşü desteklemektedir. Sarayın savunma amaçlı yapılmasının yanı sıra, sağlam bir örgü sistemine ve kalın duvarlara sahip olması da yapıda dayanıklılığa ve sağlamlığa ne derece önem verildiğini göstermektedir.

Oldukça dayanıklı ve korunaklı yapılmış olmasına rağmen saray, kalelerin özelliğini kaybettiği, ateşli silahların geliştirildiği bir çağda yapıldığından, doğu yönündeki tepelere karşı savunması oldukça zayıftır.

Çevre ile uyumlu ve etkili bir mimari yapıya sahip olan sarayın etrafını çeviren duvarlar, Ortaçağ derebeylerinin şatolarını kuşatan duvarlar kadar sağlam ve dış görünüşü ile de bir kaleye benzemektedir.
__________________

Bu mesaj; mutfak tarafından '04.03.10 - 02:32' tarihinde değiştirildi. Sebep: Üst üste birden fazla mesaj yazamazsınız.
Alıntı ile Cevapla
Teşekkür Edenler:
Sponsor
  #2 (permalink)  
Alt 30.05.10, 21:51
BrrsH - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Genç Baykuş
 
Kaydolma: 26.05.10
Erkek - 28
Mesajlar: 165
Teşekkürler: 6
Üyeye 5 kez teşekkür edildi
Standart Cevap: Ağrı - İshakpaşa Sarayı

teşekkür ederim
Alıntı ile Cevapla
Cevapla


Seçenekler




© 2013 KeLBaYKuŞ Forum | AtEsH
Telif Hakları vBulletin v3.8.4 - ©2000-2020 - Jelsoft Enterprises Ltd.
Search Engine Optimization by vBSEO 3.2.0'e Aittir.
Açılış Tarihi: 29.08.2006