Tekil Mesaj gösterimi
  #1 (permalink)  
Alt 07.09.09, 14:45
byZaa - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
byZaa
Uzman Baykuş
 
Kaydolma: 13.01.08
Kadın
Mesajlar: 567
Teşekkürler: 17
Üyeye 92 kez teşekkür edildi
Thumbs up Her Şey Zamanında GüzeL

Bu acele… Bu telaş neden? Her şeyin tadını çıkarmak dururken… Bir şeyleri hemen… Erkenden yaşamak niye?


İlk sigaramı büyümek için içmiştim.
Ablalar ne de güzel içiyorlardı sigaralarını…
Onlar sigara paketlerine uzanırken,
Abiler hemen çakmağa ya da kibrite sarılıp
yakarlardı onların sigaralarını…
Ablalar da etrafta sanki rüzgâr varmış da
kibrit sönüverirmiş gibi
ya da abilerin elini
kendi sigarası hizasına kaldırmak istercesine
bir elleriyle hafifçe dokunurlardı abilerin ellerine…
Dumanı üflerken başlarını hafifçe yana çevirip,
biraz da yukarı kaldırırlardı
etrafa şöööle bir göz gezdirerek…

Hayran hayran onları seyrederdim.
Biran önce büyüyüp,
onlar gibi sigara içebilmeyi isterdim…

Gittiğim yerli filmlerde olsun,
yabancı filmlerde olsun
Bütün jönler ne de havalı yakarlardı sigaralarını.
Ne de güzel üflerlerdi sigaranın dumanını…
Dumanın ardından karşısındaki kadına
ne kadar delici bakarlardı…
Ben de çabucak büyüyüp
onlar gibi yapmak istiyordum.

Öpüşmenin sadece yanaktan olduğunu zannederken,
ilk kez bir filmde görmüştüm
kadınla erkeğin dudak dudağa öpüştüklerini…
Kulaklarım alev alev yanmış,
yanaklarım kıpkırmızı olmuştu.
İçimde kelebekler uçuşmuştu sanki…

Geceleri yatağıma yattığımda
Yorganı başıma kadar çekerdim
sanki annem ya da babam odama gelir de
düşüncelerimi görüverirlermiş gibi…
Çünkü o filmde ilk kez gördüğüm öpüşmeyi
düşünüp durur, yastığıma sarılır,
gözlerimi kapatıp o aktörün beni
dudaklarımdan öptüğünü hayal ederdim.
Düşünürken de küçük bedenimi ateşler basardı.
Ben de bir an önce büyüyüp
öyle öpüşmek, öyle öpülmek istiyordum.

Annemin, annemin arkadaşlarının,
tanıdığım ablaların incecik ipek çoraplarını gördükçe
nasıl da heveslenirdim, bir an önce büyüyüp
bacaklarımı kaygan bir görünümde gösterecek olan
o yumuşacık ipek çoraplardan giyebilmek için…

Babam anneme Paris’ten
altı kırmız saten, üstü siyah dantel kaplı,
dört bir yanından tuhaf bir şeyler sarkan bir şey getirmişti.
“Nedir” diye sorduğumda “Jartiyer” demişti annem.
Siyah dantel külotunun üzerine bu jartiyeri giyip
ipek çoraplarının konçlarını da
jartiyerin ucundan sarkan şeylere tutturmuştu annem…
Ne de hoş olmuştu…
Yatak odalarında babama gösterirken
kapı aralığından görmüştüm.

Sonra annemin çok güzel sutyenleri vardı.
Siyah, beyaz saten… Dantellerle süslü…
Hatta ten renginde hem sutyeni olan
hem de belini ve kalçasının bir kısmını örten,
arkasında da bir çok agrafları olan bir şeyi daha vardı.
“Bu ne tuhaf bir sutyen” dediğimde de
onun sutyen olmadığını,
adına “Gepiyer” dendiğini söylemişti
her zaman çok şık giyinen annem…

Ben de çok çabuk büyüyüp,
annem gibi gepiyer giymek, jartiyer takmak,
dantelli sutyenler giymek için
içimde dayanılmaz istekler duyuyordum.

Annemin tuvalet masasının üzerinde
parfümleri, kırmızı ojeleri,
kristal bir çanak içinde kırmızı rujları,
üzerinde çıplak vücutlarını tüllere sarmış
kız görüntüleri olan porselen pudralığı…
Yanaklarına hafifçe sürdüğü allığı ve rimeli dururdu.
Bir de arkasında mavi boncuk süsleri olan
bronz, uzun saplı kristal bir el aynası vardı.
Arka yüzü işleme desenli fırçasıyla
dalgalı koyu kumral saçlarını fırçalardı…

Annem yüzüne önce pudrasını, sonra allığını ve
kirpiklerini rimelleyip onları daha belirgin hale getirirdi.
Özenerek sürdüğü kırmızı rujundan sonra,
boynuna, dirsek içlerine, iki göğsünün arasına
parfümünden şöööle bir sıkar,
kalkmadan önce de kırmızı ojeli tırnaklarıyla
saçlarını bir kez daha düzeltirken,
hayranlıkla onu seyretmekten kendimi alamazdım.

Erenköy Kız Liseli annem çok güzeldi
ama bu birkaç şeyi kullanınca
çok daha güzel oluyordu.
Ben de hemencecik büyüyüp bu şeylerden kullanıp
annem gibi güzel bir kadın olmak istiyordum.

Annemin ve başka kadınların
incecik yüksek topuklu iskarpinlerine baktıkça,
o iskarpinleri giyebileceğim yaşa
çabucak gelivermek isterdim.

İlkokuldaydım.
Subay olan babam evde olduğuna göre
galiba bir Pazar günüydü
Bizimle birlikte yaşayan anneannem beni alıp
çocuk parkına götürmüştü
Eve döndüğümüzde annemle babam ortalıkta yoktu.
Sanırım biraz meraktan olsa gerek,
saçma sapan bir şeyi sözde almak için
onların odasına yönelmiş,
derinden gelen gülüşme sesleri duyunca da
usulca kapıyı aralamıştım.

Annemle babam yataklarında yatıyorlardı
Ve yaz olmasına rağmen
yatak örtülerini iyice yukarı çektiklerinden
yüzleri görünmüyordu.
Ama ayakları açıkta kalmıştı
ve adeta birbirine karışmıştı.

Çok kısa bir süre bakıp hemen koşarak
oradan uzaklaşıp bahçeye çıkmıştım.
Bahçe duvarına oturup
annemle babamın birbirine karışmış ayaklarını
düşünmeye başlamıştım.
Gündüzdü ama yataklarına yatmışlardı.
Yatmışlardı ama fısıldaşıp, arada gülüşüyorlardı.
Gülüşüyorlarsa o zaman neden yatak örtüsünü
taaa yukarılara kadar çekmişlerdi?
Oysa salonda da oturup gülüşebilirlerdi.

Aklım karışmıştı birbirine karışmış ayakları düşünerek…
Ama içimden bir an önce büyüyüp
benim ayaklarımın da
başka ayaklarla birbirine karışmasını istemiştim.

23 Nisan Balosuna giderken annem
çok güzel bir elbise diktirmişti benim için.
O an uzun etekli, belinde pembe çiçekli kemeri olan
mavi organze tuvaletimle aynaya baktığımda,
kendimi neredeyse annemin yaşıtı gibi görmüştüm.
Ama bu sadece “zannetmekti”.
Oysa ben bir an önce büyüyüp,
çeşit çeşit tuvaletler giyen,
gerçek bir büyük kadın olmak istiyordum.

Hepsi oldu…
Hepsini yaşadım…
Ama hepsini yeri ve yaşı geldiğinde…

Yan sınıftaki oğlanı beğenip,
Onunla merhabalaşmak,
yıl sonunda “Hatıra Defterime”
yazdığı çocuk zırvası yazıyı durup durup okumak…
İşte bu benim ilkokul aşkımdı ama
ben o duygunun ne olduğunu bilmiyordum bile…

Sonra ortaokul sondayken
babamın arkadaşının oğlu
ailece gittiğimiz yazlık tesislerde
beni dudaklarımdan öpüvermişti.
İçimde volkanlar patlamıştı o anda.
Küçükken seyrettiğim filmdeki aktörün
karşısındaki kadını öptüğü gibi öpmüştü beni
babamın arkadaşının üniversiteli oğlu…

Sonra lisedeyken,
gitar çalan ve şarkı söyleyen
ve müzik grubu olan bir gençle
birbirimize aşık olmuştuk.
El ele Suadiye plajına yürür,
Adalara karşı denize girip,
sıcak kumlara yüzükoyun uzanıp
el ele tutuşur, birbirimize bakar,
birbirimizi seyrederdik.
Onunla dans ederken belimi saran kolları,
kulağımda gezinen sıcak nefesi
kalbimi küt küt attırırdı.

Sonra bir yandan üniversiteye gidip
bir yandan da şarkı söylemeye başladığımda,
ilk kocamla bir gecede başlayan
bir elektrik alış-verişinin sonunda
birlikte olmaya başlamıştık.
Ve ilk kocam benim ilk erkeğimdi…
Annemle babamın karışan ayakları aklıma gelivermişti
kocamla ayaklarımız birbirine ilk kez dolandığında…

Sigara içmeye de başlamıştım
daha çok “Büyümek” için…
Ama sigara içerek büyünmediğini görüp
bir zaman sonra bıraktım sigara içmeyi…

Annemin hayranlıkla seyrettiğim tuvalet masasından
daha dolu tuvalet masalarım oldu
üzeri rujlarla, parfümlerle,
çeşitli makyaj malzemeleriyle dopdolu olan…

Şifonyerimde çeşit çeşit, renk renk
anneminkiler gibi dantelli sutyenlerim, gepiyerlerim,
çeşit çeşit ipek çoraplarım, jartiyerlerim de oldu.

Kolejden mezun olurken giydiğim mezuniyet balosu kıyafetim
tam yaşıma uygun uçuk pembe,
üzeri serpme pembe boncuklu bir genç kız elbiseydi.

Şimdi resimlerde görüyorum da,
mezuniyet balolarına kızlar
“abartılı assolitler” gibi giyinip, boyanıp
saçlarını çıtçıtlarla uzatıp öyle gidiyorlar!!!
Ve hiç biri on yedi yaşında olduğunun farkında bile değil.
Hepsinin içi belli ki,
on-on beş yaş daha büyük görünme arzusuyla dolu.

Taaa yıllar önceki o 23 Nisan balosunda
içimi sarıp sarmalayan tuvalet giyme arzumu
yıllar sonra çeşit çeşit tuvaletlerimle öyle çok bastırdım ki,
artık gözüm tuvalet görmek bile istemiyor.
(Yaşasın kaprilerim, t-shirtlerim)

Okula gitmediğim yıllarda aile arasında şarkılar söyleyip,
orama-burama tüller sokuşturup,
elime de oyuncak telefonumu alıp şarkılar söylerdim.
Anneannem, babaannem,
annem, babam, akrabalar alkışlarlardı
“Afferim kızımıza ne de güzel söyledi” diye…
Ama Kolejden mezun olup üniversiteye giderken
ünlü bir jazz orkestrası ile haftanın birkaç gecesi,
birkaç saat jazz şarkıları söyleyeceğimi
annem duyduğunda kıyamet kopmuştu evimizde…
“Bir tek çocuğum nasıl şarkıcı olur.” diyerek
yüksek eğitimini bitirmemi şart koşmuştu.

(O zamanlar çok bozulmuştum ama
bu gün anneme babama teşekkür borçluyum.
Yüksek eğitim insanın kendine güvenini arttırıyor.)
Hatta konservatuarı kazandığım halde
oraya değil, üniversiteye gitmemi istemişti annem.
Konservatuar yerine özel klasik piyano dersleri aldırmıştı.

Oysa şimdi küçücük okul çocukları,
okullarından olup, süslü püslü elbiseler giyip,
hafif makyajlı çocuk suratlarıyla
büyümüş de küçülmüş hareketlerle
yaşlarına hiiiiiç mi hiç uymayan şarkılar söylüyorlar.
terk etmekten, aşktan, aldanmaktan,
sevgiliden, kadehlerden bahseden!!!
Aileleri, hatta öğretmenleri de
onların milyonların karşısında kıvrıla büküle
“Büyük” şarkıları söyleyişlerini
bayılarak, alkışlayarak seyrediyorlar.

Barış Manço “7den 77ye” programında ne yapardı?
“Büyük” şarkıları söyleyen çocuklara
“Annene, anneannene söyle de
bir daha sana “Çocuk” şarkıları öğretsinler” der,
“Çocuk” şarkıları söyleyenleri ise alkışlar,
“Çocuk” şarkıları söyledikleri için onları öven sözler söylerdi.

Yani her şey yaşı geldiğinde yaşanınca güzel…
Aşklar da insanın yaşı ile birlikte büyümeli…
İlk cinsellik, yeri geldiğinde yaşanmalı…
Süslenmek, makyaj yapmak, yaşlara göre olmalı…

Ben on sekiz yaşımda şarkı söylerken,
on sekiz yaşında bir kızın
giyinmesi gerektiği gibi giyiniyordum.
Çok hafif bir makyajla çıkıyordum sahneye…

Şimdi bakıyorum da, gencecik kızlar
sahneye kendilerini atar atmaz haydaaa başlıyorlar
boya küpüne düşmüş gibi boyanmaya…
Ciltleri erkenden bozuluyor
Sonra koşturup botoxlatıyorlar genç yaşta suratlarını.
Gencecik suratları o yaşta ifadesiz bir hal almaya başlıyor.
Hiç olmazsa ileri yıllarına saklasalar, di mi ya?
Ama yok ille de abartılı olacaklar.
Yılbaşı ağacı gibi her bir yerlerine bir şeyler takacaklar!
Abartılı saçlar yaptırıp, kendilerini en az yirmi yaş
yaşlı gösteren kıyafetler giyecekler!!!

Nedir bu acele?
Nasıl olsa seneler kuş gibi uçup gidecek,
O zaman da küçülmeye çalışacaklar.

Her şey zamanında güzel…
Günü geldiğinde anlayacaklar bunu ama
her şeyi zamanından önce yaşadıkları için
kendilerini genç yaşta yaşlı hissedecekler.

Büyüme telaşına düşmeye hiiiç gerek yok…
Her şey zamanı geldiğinde yaşanınca
ömür daha uzunmuş gibi geliyor insana…
Ve o zaman daha genç,
daha diri hissediyor insan kendini…
İnanın bana…

Füsun ÖnaL

Bu mesaj; byZaa tarafından '07.09.09 - 20:48' tarihinde değiştirildi.
Alıntı ile Cevapla
Teşekkür Edenler:
Sponsor